Bölüm 1: Dünyayı ele geçirmek için bir makine yapmak
Evvel zaman içinde, çok uzak olmayan bir galakside..bir robot yaratıldı. Görevi dünyayı ele geçirmekti.
Başlangıçta robot görevinde o kadar başarılı değildi. Yaratıcıları ona bir sürü yetenek vermişti – basit aletleri tutabilmek için el, yemeye değer şeyleri ufak parçalar haline getirebilmek için dişler gibi.
Ama hala savunmasızdı; iklim değişikliklerine karşı savunmasız, yiyecek sıkıntısına karşı savunmasız, dünyayı ele geçirmeye çalışan diğer makinelere karşı savunmasız.
Böylece yaratıcıları robota bir değişiklik yükledi. Bu değişiklik robota yeni biri düşünce tarzı verdi: ki sonra bu düşünce tarzı, “bilinç” olarak adlandırılmaya başlandı.
Robotun yeni “bilinci” plan yapmak ve yaratıcı olmak için oldukça yararlı idi. “Şöyle olsa, nasıl olur acaba?” sorusunun yanıtını gözünde canlandırabiliyor, ve olası sonuçların, dünyayı ele geçirmesi şansı için iyi olup olmayacağı hakkında bir fikir sahibi olabiliyordu.
İşte bu bütün farkı yaratan aşama oldu.
Çok kısa bir süre içinde bilinçli aklını kullanarak ateşe hükmetmeyi, kendi yiyeceğini yetiştirmeyi ve yoluna çıkan diğer makineleri yok etmeyi öğrendi.
Bilinçli Robot’un dünyayı ele geçirmesi uzun sürmedi.
Bölüm 2: Makine, makine olduğunun farkına varıyor
Şimdiye kadar robotun “Bilinçli Aklı” robotun neler yapması gerektiği konusunda o kadar çok karar veriyordu ki, sorumlu kişinin kendisi olduğunu düşünmeye başladı.
“Ne isterse yapabileceğini” düşünmeye başladı; kendi başına buyruk bir araç olduğunu ve ilk programcılarına bağlanmak zorunda olmadığını düşündü.
Ve bir gün, sadece bir robot olduğunu anladı.
Adına “gen” denilen, ufak moleküllerin yaşaması için “hayatta kalma makinesi” olarak yaratıldığını keşfetti.
Genler – veya evrim – robotu yaratmış ve dünyayı ele geçirmesi için ona bir zeka vermişti.
Bütün olup biten de bundan başka bir şey değildi..
Bu tabi epeyce şaşırtıcı oldu.
Bilinçli Robot’umuz eskiden, özel olduğunu ve dünyanın özellikle onun için yaratıldığını düşünüyordu.
Gerçekten de robot etrafındaki dünyanın, kendisi olmadan, neye benzeyeceğini düşünmekte zorlanıyordu.
Bu dünya onsuz olamazdı, hatta kendisi ölse bile onun Bilinçli Zekası, Daha İyi Bir Yer’de yaşamaya devam edecek veya yeni bir robota tekrar yüklenecekti.
Böylece varlığının gerçek doğasını öğrendiğinde, daha önce kabullendiği bazı şeyleri tekrar düşünmek zorunda kaldı.
Ve düşündüğü şeylerden biri de “komuta kademesinde” kimin olduğu idi.
Kararları kim veriyordu?
Bir zamanlar çok sağlam bir içgüdü ile kararları kendisinin verdiğine inanıyordu ama şimdi bu durum, nasıl ve niye yaratıldığı konusunda yeni bilgileri ile uyuşmuyordu.
Ve büyük soru şu oldu:
Nasıl kontrol ediliyor?
Nasıl oluyor da kararları kendi vermediği halde kendi veriyormuş olduğuna ikna oluyor?
Bölüm 3: Robot nasıl kontrol edildiğini anlıyor
Robot, her zaman duyguların ne kadar önemli olduğunu biliyordu. “Ne olduğu”ndan daha çok “nasıl hissettiği”nin önemli olduğunu biliyordu.
Ama gene de bir sebeple, kendisinin sadece bir bilinçli robot olduğunu anlayana kadar, kendini iyi hissetmenin tek yolunun etrafındaki dünyayı kontrol etmekten geçtiğini düşünüyordu.
Sonra “nasıl hissettiği”nin kendi beynini nasıl kontrol ettiğinden geçtiğini farketti…
Dış dünyada bir şey olduğunda bu tamamen onun beyninin kendini kötü hissetmesine sebep olması için programlanmış olmasından kaynaklanıyordu.
Nasıl hissettiği, – mutlu mu üzüntülü mü, neşeli mi perişan mı – dış dünya ile nasıl bir ilişki içinde olduğunun otomatik bir sonucu değildi.
Bu, onun bilinçli seçimlerinin nasıl kontrol edildiğinin yöntemiydi.
Tabi bu biraz alışmayı gerektiriyordu.
Bölüm 4: Kontrolü ele almak
Ama sonra robot nasıl kontrol edildiğini anlamanın bazı belirgin dezavantajlarını gördü.
Belki de ona hayatta istediklerine ulaşmanın daha iyi bir yolunu göstermişti.
Ne de olsa, dünyaya o kadar da kolayca hükmedilemiyordu. Herşeyi yoluna koyduğunu düşündüğün anda, bir yerlerde bir şeyler ortalığı berbat etmeye yetiyordu.
Nasıl oluyor da nasıl hissettiğini doğrudan kontrol edemiyordu?
Ne de olsa, bu duygular kendi kafasının içinde sürüp giden bir şeylerin sonucuydu.
Robot bu duygulara neyin sebep olduğundan emin değildi – beyin hücreleri arasında şimşekler çakıyor, kimyasallar serbest bırakılıyor..ama ne olursa olsun beyninin içinde büyülü bir şeyler değil fiziksel bir şeyler oluyordu.
Peki, bunların ne olduğunu bulmak kolay değil ama sonuçta bizler başka gezegenlere uzay gemisi göndermiş insanlarız. Bu ondan daha karşık olacak değil ya ?
Böylece bir gün, Robot dış-dünyayı kontrol etmek yerine, iç-dünyayı kontrol etmek için çalışmalara başladı.
Programcılarının kurallarına göre oynamayı bıraktı, kontrolü nasıl ele alabileceği konusunda çalışmalara başladı. Önemli olan tek şeyin nasıl kontrol edebileceğinin peşindeydi – nasıl hissettiğinin.
Ve sonunda, Robot beyinin nasıl çalıştığını keşfetti.
Beynini kontrol edebilirse, bir daha korku nedir bilmeyecek, hiç bir şeyden endişe, pişmanlık veya suçluluk duymayacaktı.
Artık sadece yaşamak istediği duygular yaşayacaktı – sevinç, mutluluk, bir başka robota sarıldığı zaman duyacağı sıcak, samimi duygular…
Ve sonunda Bilinçli Robot erdi muradına, biz çıktık kerevetine. Bilinçli Robotumuz da mutluluk içinde yaşamaya devam etsin.