Genelde gizemleri bilim çözer.

Ancak konu “serbest irade”ye geldiği zaman, gittikçe genişleyen bilgi dağarcığımız, çözdüğünden daha büyük bir gizem yaratıyor gibi.

Binlerce yıl boyunca, filozoflar ve bilim insanları insanın kendi hayatları ile ilgili istediğini yapıp yapmama konusunda gerçekten de özgür olup olmadıklarını tartıştı.
Bu tartışma o kadar uzun yıllar boyunca hararetle tartışıldı ki, iki tarafın da iddialarında zayıf bir halka bulmak zor gibi duruyor.

Ancak birinden biri yanılıyor olmalı çünkü iki taraf farklı yönlerde, uzlaşamaz durumda.

- Bir tarafta bizim, insan olmamızın getirdiği kişisel deneyimler
- Diğer tarafta ise…bilim

Kişisel deneyimlerimiz, “seçim yapma” konusunda serbest olduğumuzu söylüyor – dinimizi, siyasal görüşümüzü, bir suç işleyip işlememeyi seçebiliriz.

Öte taraftan bilim, bizim “bir torba kimyasal madde”den başka bir şey olmadığımız söylüyor – vücudumuz ve beynimiz tamamen atomlardan oluşuyor…başka da hiç bir şey yok.
Her birimizin içinde bu atomlar vücut faaliyetlerimizi oluşturmak için birlikte hareket ediyor:
Kasların hareketinden böbreğin kanı temizleme faaliyetlerine her şey bir dizi epey karmaşık, ancak bir o kadar da aşırı düzenli kimyasal faaliyetler sonucu oluyor.

Tabi, kimyasal tepkimelerde “seçim hürriyeti” söz konusu değil: iki atom karşılıklı etkileştiği zaman bu hemen ve otomatik olarak gerçekleşmektedir.

Ne olduğu hakkında bir şey düşünmedikleri gibi beyinden bir talimat da beklemezler; sadece etkileşirler.

Bu da iyi bir şey, çünkü böyle olmasa ne helikopter yapabilirdik, ne de cep telefonu.

Veya şimdi yaptığımız gibi kalkıp başka bir odaya gitme gücünü bulamazdık: Biz bacak kaslarımıza kasılma talimatı verdiğimizde, bunu davranışları belli kimyasallardan oluştuğu için yerine getirirler. Bu davranışların belli olma hali tamamen fizik kanunlarına bağımlıdır.

Peki o zaman nasıl “serbest irade”miz olacak?

Eğer atomlardan başka bir şey değilsek, vücudumuzdaki otomatik olarak çalışan atomların kontrolünü nasıl ele geçireceğiz?

Serbest irade” sahibi olabilmek için bir parçamızın veya bölgemizin atomlardan başka bir şeyden oluşması gerekmez mi? Ki o parça da atomlara nasıl davranması gerektiğini söyleme özgürlüğüne sahip olsun.

Peki böyle ise, bu atomlardan oluşmayan parça, beynimizin hangi köşesinde? Ve eğer atomdan oluşmuyorsa, neyden oluşuyor?

Komik ama insan beyninin kendi atomlarını kontrol edebilme yeteneğine nasıl sahip olduğu konusunda hiç bir fikrimiz yok.

Şimdiye kadar hiç bir bilim adamı bu “serbest irade”nin nasıl bir mekanizma ile çalıştığı konusunda bir kanıt bulmayı başaramadı.

Fiziksel dünyanın doğası hakkında anlayabildiğimiz şeylere bakılırsa, bütün yaşantımız babamızın DNA’sının annemizin DNA’sı tanışmasından bu yana…veya daha kesin olmak gerekirse milyarlarca yıl önceki Büyük Patlama’dan bu yana, bir dizi kaçınılmaz kimyasal tepkimenin arka arkaya oluşmasından başka bir şey değil.

Geriye gidebildiğimiz en eski tarih Büyük Patlama çünkü Evren’deki atomların gelecekte nasıl hareket edeceğinin belirlendiği an o an.

Böylesine bir determinizm (gerekircilik) konusunda pek bir problem yok gibi.

Eğer söz konusu olan hava tahmini veya bir sonraki güneş tutulmasının tam zamanı ise bir problem yaşamıyoruz…

Artık insanlar bir gökbilimci çıkıp “bir sonraki tam güneş tutulması 22 Temmuz 2009’da olacak ve 6 dakika sürecek” dediği zaman “hadi canım nasıl bu kadar kesin konuşabiliyorsun?” demiyor. Doğru hesap kitap yapıldığı zaman gelecekle ilgili tahminler artık tahmin olmaktan çıkıyor.

Peki bu determinizm insan yaşantısına uygulandığı zaman ne oluyor?

Evren’in ilk düzeneği belki bir Tanrı tarafından yaratıldı, belki de bilimin kanunları çerçevesinde kendiliğinden oluştu. Hangi seçenek olursa olsun, bu aşamadan sonrası bilimin kanunlarına uygun olarak gelişti. Bu durumda da nasıl kendi kaderlerimizin efendisi olabildiğimizi görebilmek zorlaşıyor.
Stephen Hawking

Eğer Fizik kanunlarını kendi yaşantınıza uygularsanız, zamanın ilk anından bu yana, tam da şu anda bu satırı okuyor olacağınızın kaçınılmaz olduğu sonucuna varırsınız.

Bu düşünce çok saçma. Olanaksız derecede garip.

Tabii ki biz insanlar bir dizi kimyasal tepkimeden daha fazlasıyız. Tabii ki biz insanlar kendi kararlarımızı verme konusunda özgürüz… Ne yapmak istediğimize karar verme konusunda bir yeteneğimiz olduğu çok açık.

Ama nasıl? Bu yeteneğe nasıl sahip olmuş olabiliriz?

Eğer, çok inandığımız bu özgürlüğümüz varsa, insan beyni, bilinen Evren’de, kendini oluşturan kimyasal tepkimeleri kontrol edebilen tek yapı olacaktır.

İşte bu, hem filozofların hem de bilim insanlarının bocalamasına sebep olan bir soru: Seçme yeteneğimiz konusundaki sezgilerimiz o kadar güçlü ki, bu özgürlüğümüzün nasıl varolduğu konusunda fizik bilgimizde boşluklar arıyoruz.

Diyoruz ki “Biz özgür olduğumuzu biliyoruz, demek ki keşfetmemizi bekleyen bir bilimsel açıklama var”

Peki ya bilim değil de yanılan kişisel deneylerimizde?

Fizik kurallarını alt-üst etmeye çalışmak yerine “serbest irade” konusundaki tecrübemizi sorgulasak daha basit olmayacak mı?

Ne de olsa bu “serbest irade“yi bilimsel olarak hiç ölçmedik, ispatlamadık, sadece öyle olduğunu varsaydık.

Ya seçme yeteneğimiz bir yanılsama ise?

Bir seçim yaptığımızı düşündüğümüz zamanlarda, aslında çok önceden programlanmış talimatlara uyduğumuzu gösterebilsek…binlerce yıllık bir gizemi çözmüş olmayacak mıyız?